Yazar hakkında

Sayın Adnan Oktar’ın 25 yılı aşkın zamandır sürdürdüğü fikri mücadelesi ilk olarak nasıl başladı? Eserleri tüm dünyaya nasıl yayıldı?

Allah’ın kendisine nasip ettiği bu büyük başarı hangi zorlukların ardından geldi? Bu mücadelesinde onu durdurmaya, yıldırmaya çalışanlar geçmişte bu amaçla hangi kanunsuzluklara başvurdular?

Son olarak yayınlamış olduğu “Yaratılış Atlası” isimli eseri tüm dünyada büyük yankılar uyandıran Adnan Oktar’ın hayatı ve mücadelesi hakkındaki önemli bilgileri bu ayki kapak yazımızda okuyucularımıza sunuyoruz. Hiçbir karşılık beklemeksizin İslam ahlakını anlatmak için göstermiş olduğu büyük gayret ve benzersiz hizmetleri için Allah kendisinden razı olsun.

Adnan Oktar 1956 yılında Ankara’da doğdu ve lise eğitiminin sonuna kadar orada yaşadı. İslam ahlakına olan bağlılığı lise yılları boyunca çok güçlendi. Bu dönemde büyük İslam alimlerinin hemen hemen tüm eserlerini okuyarak, İslam hakkında derin bilgi edindi. Yine bu yıllarda, İslam ahlakını tüm insanlara anlatmaya ve onları doğruya ve güzele davet etmeye karar verdi.

1979 yılında, binlerce kişi arasından üçüncülükle girdiği Mimar Sinan Üniversitesi’nde eğitimine devam etmek üzere İstanbul’a taşındı. Sanatı, Allah’ın üstün yaratışının bir tecellisi olarak gören Oktar, resim yapma konusunda çocukluğundan beri yetenekliydi ve zaman zaman sürrealist tablolar yapardı. Arkadaşlarına hediye olarak verdiği çok sayıda tablosu bulunmaktadır. Ayrıca, Allah’ın sanatının birer tecellisi olarak gördüğü hayvanlara, bitkilere ve çiçeklere de özel ilgisi bulunan Adnan Oktar’ın, bahçe bakımı, iç mimari ve dekorasyon, ilgilendiği alanlar arasındadır.

Mimar Sinan Üniversitesi’ndeki Yılları

Adnan Oktar Mimar Sinan Üniversitesi’ne girdiği dönemde üniversite, çeşitli illegal Marksist-komünist organizasyonların etkisi altındaydı. Hem akademisyenler hem fakülte görevlileri hem de öğrenciler arasında saldırgan ateist ve materyalist akımlar hakimdi. Hatta öğretim üyelerinin bir kısmı, derslerinde konuyla bağlantısız olmasına rağmen hemen her fırsatta materyalist felsefe veDarwinizm’in propagandasını yapıyorlardı.

Adnan Oktar, dini ve ahlaki değerlerin saygı görmediği ve neredeyse bütünüyle reddedildiği, materyalist görüşün kontrolündeki bu ortamda, çevresindeki insanlara Allah’ın varlığını ve birliğini anlatmaya başladı. Üniversitenin bitişiğindeki Molla Camii’nde açıkça namaz kılan tek kişiydi.

Annesi Mediha Oktar’ın da anlattığı gibi, bu dönemde Adnan Oktar gecede sadece birkaç saat uyuyor, zamanını okuyarak, notlar alarak ve dosyalar tutarak geçiriyordu. İçinde Marksizm, Leninizm, Maoizm, komünizm ve materyalist felsefe konulu temel kitapların da yer aldığı yüzlerce eser okumuş ve hem klasik hem de nadiren okunan kitaplar üzerinde detaylı çalışmalar yapmıştır. Ayrıca, bu ideolojilerin sözde bilimsel temelini oluşturan evrim teorisi üzerine geniş çaplı araştırmalar yapmış, bu bilim dışı teorinin açmazlarını gözler önüne seren bilgi ve belgeler toplamıştır. Allah’ın inkar edilmesine dayalı olan bu batıl felsefe ve ideolojilerde yer alan çıkmazlar, çelişkiler ve yalanlar konusunda çok detaylı bilgi derleyen Oktar, bu bilgi birikimiyle insanları gerçeğe ve doğruya davet etmiştir. Üniversitedeki öğrenciler ve öğretim üyeleri de dahil olmak üzere herkese Allah’ın varlığını, birliğini ve Kuran ahlakını anlatmıştır. Okul kafeteryasında, koridorlarda ya da ders aralarındaki sohbetlerde, materyalizmin ve Darwinizm’in aldatmacalarını, bu ideolojilerin kaynak kitaplarından direkt alıntılar yaparak açıklamıştır.

Adnan Oktar, özellikle materyalizm ve ateizmin dayanak noktası olan evrim teorisinin çökertilmesi konusuna özel önem vermiştir. Zira Sayın Oktar, Darwinizm’in ilk ortaya çıktığı tarihten itibaren, ateist ve materyalist akımlar tarafından sahiplenildiğini görmüştür. Günümüzde de halen aynı çevreler tarafından ideolojik kaygılarla savunulduğunun ve ayakta tutulmaya çalışıldığının farkında olan Adnan Oktar, Darwinizm’in çökertilmesinin, söz konusu akımlar için büyük bir yenilgi anlamına geleceğini düşünmektedir.

Darwinizm’i Çökerten İlk Kitapçık

İşte bu amaçla Adnan Oktar, öncelikli olarak yüz yılı aşkın bir zamandır insanları etkisi altına alan ve onları din ahlakını yaşamaktan uzaklaştıran bu aldatmacanın geçersizliğini ispatlama konusundaki çalışmaları üzerine yoğunlaştı. Oktar, sözde bilim adına ortaya çıkan Darwinizm’in gerçek yüzünü ortaya koymanın en etkili yolunun yine bilimin kendisi olduğunu düşünüyordu. Bu anlayışla, geniş çaplı araştırma ve çalışmalarının bir özeti olan “Evrim Teorisi” isimli bir kitapçık çıkardı. Bu kitapçığın tüm masraflarını ailesinden kalan gayri menkulleri satarak kendisi karşıladı. Ardından, bu kitapçığı üniversite öğrencilerine bedava olarak dağıtmaya başladı.

Bu kitapçık, evrim teorisinin hiçbir bilimsel değeri olmadığını ve bir aldatmacadan ibaret olduğunu gösteren kapsamlı bir çalışmaydı. Bu çalışmayı okuyan ve Adnan Oktar’la konuşan birçok kişi evrim teorisinin bilimsel bir geçerliliği olmadığını açıkça anlıyordu. Sonuç olarak, hiçbir canlının tesadüfler sonucu var olamayacağı, kainatı ve içindeki tüm canlıları Yüce Allah’ın yarattığı, bilimsel, açık ve anlaşılır bir üslupla ispat ediliyordu. Yine de, materyalist düşünceye körü körüne bağlı bazı öğrenciler -gerçeği net olarak görmelerine rağmen- inkardaki kararlılıklarını açıkça ifade ediyorlardı.

Dahası üniversitedeki bazı militan öğrenciler, faaliyetlerini durdurmadığı takdirde hayatını riske atacağını söyleyerek Oktar’ı açıkça tehdit ediyorlardı. Tüm bu baskı ve tehditler, Oktar’ın Allah’a olan bağlılığını ve kararlığını daha da artırdı. Materyalist ve ateist çevrelerin sert reaksiyonları ve endişeleri Adnan Oktar’ın doğru yolda olduğunun en önemli delillerinden biriydi.

Terörün hüküm sürdüğü, ateist ve materyalist akımların hakimiyeti altındaki bir üniversitede dindar insanlar, inançlarından dolayı taciz ediliyorlardı. O yıllarda Türkiye’de pek çok genç insan, ideolojik gerilimler yüzünden acımasızca katledilmekteydi. Bu şartlar altında Adnan Oktar, Allah’ın varlığını, birliğini ve Kuran’ın doğruluğunu açıkça tebliğ ediyordu. Hiç kimsenin inançlarını açıklamaya dahi cesaret edemediği bir okulda, karşılaştığı tepkiler ve tehditlerden asla yılmadan, düzenli olarak Molla Camii’ne giderek namaz kılmaya devam ediyordu.

Mimar Sinan Üniversitesi’nde Din Ahlakının Yayılmaya Başlaması

Adnan Oktar Mimar Sinan Üniversitesi’nde İslam ahlakını anlatmaya başladığında yalnızdı. Üç yıldan fazla bir süre görüşlerini destekleyen kimse olmadı. Ancak bu durum onun kararlılığını değiştirmedi. Tek dostunun Allah olduğunu biliyor ve tüm bunları sadece Allah’ın rızasını kazanmak için yapıyordu.

Tüm zamanını, enerjisini ve imkanlarını sadece tek bir amaca vakfetti: Allah’ın rızasını, rahmetini ve cennetini kazanabilmek ve din ahlakını tüm insanlığa anlatmak…

1982 yılında, ilk kez, yine Mimar Sinan Üniversitesi’nde okuyan birkaç genç, Adnan Oktar’ı fikri mücadelesinde desteklemeye karar verdiler. Aradan aylar, yıllar geçtikçe, bu fikirleri benimseyen gençlerin sayısı arttı. Adnan Oktar’ın bu gençlerle yaptığı sohbetlerin konuları arasında vatan ve millet sevgisi, büyük önder Atatürk’ün izinde yürümenin önemi, yaratılışın delilleri, Peygamber Efendimiz (sav)’in örnek ahlakı, Kuran’da Rabbimiz’in bildirdiği hükümler ve ahlaki değerler ve o zaman hakim ideoloji olarak kabul edilen materyalizmin, ateizmin ve Darwinizm’in geçersizliği yer alıyordu. Bu dönemde ve bundan sonraki hayatı boyunca da Adnan Oktar pek çok insanın iman etmesine vesile oldu.

İlk Karalama Kampanyası ve Akıl Hastanesinde İşkence

Adnan Oktar’ın Darwinizm, materyalizm ve ateizm aleyhine yürüttüğü fikri çalışmalar bir süre sonra daha geniş çevrelerden de tepki almaya başladı. Sayın Oktar’ın milliyetçi ve mukaddesatçı çalışmalarından rahatsız olan bazı çevrelerin etkisiyle, aleyhinde büyük bir komplo kuruldu. Bu komplo, Adnan Oktar’ın büyük yankılar uyandıran “Yahudilik ve Masonluk” adlı eserini yazıp yayınladığı günlere denk gelmektedir.

1986’nın yazında Adnan Oktar, “Türk Milletindenim, İbrahim ümmetindenim.” sözlerinden ötürü tutuklandı. Bu ifade bir gazetede yayınlanan bir röportajda yer almıştı. Aynı dönemde çeşitli yayın organlarında, yukarıda ifade edilen çevrelerin etkisiyle, birtakım yanlış haberler, mesnetsiz bilgiler ve iftiralar yer almaya başladı.

Adnan Oktar önce tutuklandı ve cezaevine kondu. Sonra Bakırköy Akıl Hastanesi’ne nakledildi ve akıl sağlığı yerinde olmadığı iddiasıyla müşahade altına alındı. Hastanede, en tehlikeli hastaların bulunduğu “14A” koğuşunda tutuldu. 14A koğuşuna birkaç kilitli demir kapıdan geçilerek gidiliyordu. İçerisi oldukça bakımsız, izbe ve pisti. Bu ağır hastaların arasında cinayet çok sıradan bir olay olarak görülüyordu. İşte böyle bir ortamda Adnan Oktar, 6 hafta yatağına ayak bileklerinden zincirlendi. Şuur bulandıran ilaçlar kendisine zorla verildi. Bu arada, onu ziyaret etme ve görme imkanı bulan genç arkadaşları onun bu dönemde de kararlılığına ve şevkini hiç kaybetmediğine şahit oldular. Onları İslam ahlakına davet edeceği düşünülerek, doktora öğrencilerini, hemşireleri ve hatta doktorları bile görmesine izin verilmiyordu. Bir süre sonra ailesi, yakınları ve arkadaşlarıyla da görüşmesi yasaklandı. Hatta, telefon görüşmesi bile yapmasına müsaade edilmiyordu. Faaliyetlerini durdurmadığı takdirde hayatı boyunca hastanede kalacağına dair tehdit edildi. Bazı kesimlerden “Yahudilik ve Masonluk” kitabını basmaktan vazgeçmesi için yoğun baskılar gelmeye başladı. Eğer kitabı basmaktan vazgeçerse, hemen hastaneden çıkabileceği, yaşamının bundan sonrasını refah içinde geçirebileceği gibi teklifler geldi. Kitabın tüm dosyalarını vermesi karşılığında, büyük maddi imkanlar teklif edildi. Ancak, kendisi tüm bu teklifleri geri çevirdi, baskı ve tehditlerden yılmadı. Tam tersine bu yaşadıkları, onun kararlılığını daha da arttırdı.

Sayın Oktar hapishanede ve akıl hastanesinde toplam 19 ay tutuldu ve sonra savcılığın, “ifadelerinde suç unsuru bulunmadığını” belirtmesiyle beraat etti ve mahkemece serbest bırakıldı.

Oktar’ın Darwinizm’in nasıl büyük bir aldatmaca olduğunu gösteren çalışmaları bu dönemde de sürdü. 1986’da Darwinizm’in iç yüzüyle ilgili tüm değerli araştırmalarını “Canlılar ve Evrim” kitabında topladı. Bu kitap bilimsel kaynakların ışığında evrim teorisinin açmazını gösteren bir kaynak eser olarak yıllarca tek referans olarak kaldı.

Kokain Komplosu

1991’in ortalarında yaptığı kültürel çalışmalardan rahatsız olan birtakım çevrelerin etkisiyle, Adnan Oktar yeni bir komployla karşı karşıya kaldı. Bu dönemde kendisi, masonluk tarihi ve dünya masonluğunun örgütlenmesiyle ilgili son derece önemli bir kitap çalışması yapıyordu. Oktar’ın annesiyle birlikte yaşadığı Ortaköy’deki evine gelerek arama yapan polisler, yaklaşık iki bin kitaptan oluşan kütüphanede, ellerini attıkları üçüncü kitabın içinde bir paket kokain buldular.

Bu olaydan hemen sonra, o günlerde İzmir’de birkaç arkadaşıyla birlikte olan Adnan Oktar tutuklandı. Daha sonra, 62 saat boyunca alıkonulduğu İstanbul Emniyet Müdürlüğü’ne nakledildi. 62 saat sonunda kokain testi için Adli Tıp Kurumu’na gönderildi. Sonuçlar gerçekten oldukça ilginçti! Adnan Oktar’ın kanında kokainin bir yan ürününün çok yüksek miktarlarda bulunduğu açıklandı.

Ancak daha sonra ortaya konulan delillerin tümü, bu iftiranın sadece bir komplo olduğunu kanıtladı. Öncelikle Adnan Oktar’ın evinde bulunduğu iddia edilen kokainin komplonun bir parçası olduğu ortaya çıktı. Bu komplodan kısa bir süre önce Adnan Oktar kendisine karşı gizli bir planın kurulmaya başlandığını hissetmiş ve Ortaköy’deki evinden ayrılmıştı. Sonra annesini arayıp kendisine karşı bir komplo kurulmasının muhtemel olduğunu söylemiş ve annesinden şahit olmaları için birkaç kişiyle birlikte evi temizleyip kontrol etmesini istemişti. Bunun üzerine Adnan Oktar’ın annesi Mediha Oktar komşularından birini ve kapıcılarını çağırmış ve hep beraber evi iyice temizleyip kitaplıktaki kitapların teker teker tozunu almışlardı. Adnan Oktar’ın bu temizlikten sonra eve hiç gitmediği gerçeğine rağmen, 16 polis memuru eve operasyon düzenlemiş ve eve girer girmez kitapların arasında “bir paket kokain” bulmuştu. Mediha Hanım’ın komşusu ve kapıcısı, olaydan sonra “Adnan Oktar’ın kütüphanesini hep beraber detaylıca temizledik, orada böyle bir paket yoktu” diye noter tasdikli bir ifade vermişlerdir.

Kokain komplosunun ikinci aşaması, yani Adnan Oktar’ın kanında çıkartılan kokain yan maddesi konusu da, bilimsel ve adli delillerle çürütülmüştür. Adnan Oktar emniyette 62 saat kalmış, tahlil bundan sonra yapılmıştı. Ancak kokainin kandaki yan maddesine bakılarak, kaç saat önce ne kadar kokain alınmış olduğu bilimsel olarak hesaplanabiliyordu. Adnan Oktar’ın kanında çıkartılan kokain dozu ise, 62 saat önceden alınmış olsa, Adnan Oktar’ın ölümüne neden olacak kadar yüksek bir dozdu. Bu durum, kokainin Adnan Oktar’ın vücuduna, 62 saatten çok daha kısa bir süre önce, yani gözaltında bulunduğu sırada girdiğini gösteriyordu. Yani kokain, Adnan Oktar’a gözaltındayken, yemeğine karıştırılmak suretiyle verilmişti.

Bu gerçek, aralarında Scotland Yard’ın da bulunduğu 30’a yakın uluslararası adli tıp kurumu tarafından teyit edildi. Hepsinin de, incelemeleri için kendilerine gönderilen dosya hakkındaki ortak cevabı şöyleydi: Kokain Adnan Oktar’a göz altındayken yemeğine karıştırılarak verilmiştir. Olay komplodur.

Daha sonra Türk Adli Tıp Kurumu da kokainin gözaltında yemeğine karıştırılmak suretiyle verildiğini teyid etti ve Adnan Oktar mahkemede beraat ederek aklandı.

Ancak kokain olayı çok önemli bir hususu gösteriyordu: Adnan Oktar’a husumet besleyen ve her türlü kirli yöntemi devreye sokarak onu yolundan döndürmeyi amaçlayan bazı karanlık odaklar vardı. Adnan Oktar’ı daha önce hapis ve baskıyla yıldırmaya çalışan söz konusu güç odakları, bu kez bir komploya başvurmayı tercih etmişlerdi.

Adnan Oktar’ın Kitap Çalışmaları

Oktar, 1991’den sonra bütün zamanını kitapları üzerinde çalışmaya ayırdı. Tüm vaktini evinde geçirdi.

Harun Yahya, müstear ismiyle, birbirinden değerli yüzlerce kitap yazdı. Özellikle Darwinizm’i bilimsel olarak çürüten eserler, bilim dünyasında büyük yankı uyandırdı. Evrimci yayınlarıyla tanınan New Scientist dergisinin 22 Nisan 2000 tarihli sayısındaki ifadeyle evrim teorisinin yanlışlığının ve Yaratılış gerçeğinin anlatılması konusunda Sayın Oktar “uluslararası bir kahraman” haline geldi. Sayın Oktar’ın materyalizm ve Darwinizm’e karşı verdiği fikri mücadele sık sıkNational Geographic, Science, New Scientist, NSCE Reports gibi çoğunluğu evrimci olan yabancı yayın organlarında da gündeme getirildi. Örneğin National Geographic dergisinin Kasım 2004 tarihli İngilizce ve Almanca baskılarında, Adnan Oktar’ın, Yaratılış Gerçeği ile ilgili çalışmalarından bahsedilmiş, “Evrim Aldatmacası” adlı kitabından şöyle bir alıntıya yer verilmiştir: “Bu teori, dünya sistemini yönlendiren güçler tarafından bizlere empoze edilmeye çalışılan bir aldatmacadan başka birşey değildir.”

Adnan Oktar’ın eserleri Hindistan’dan Amerika’ya, İngiltere’den Endonezya’ya, Polonya’dan Bosna’ya, İspanya’ya ve Brezilya’ya kadar dünyanın pek çok ülkesinde beğeniyle okunmaktadır. İngilizce, Fransızca, Almanca, İtalyanca, İspanyolca, Portekizce, Urduca, Çince, Arapça, Arnavutça, Rusça, Boşnakça, Uygurca, Endonezyaca, Azerice, Bengolice, Bulgarca, Danimarkaca, Lehçe, Malezyaca, Portekizce, Sırpça, Hollandaca, İbranice, Macarca, Fince, Farsça, Hausa, Dhivehi dili, Hindice, İsveççe, Japonca, Kırgızca, Kishwahili, Malayalam, Norveççe, Romence, Tamil, Telagu, Thai dili gibi hemen her dile çevrilen eserler yurtdışında geniş bir okuyucu kitlesi tarafından takip edilmektedir.

Dünyanın dört bir yanında olağanüstü takdir toplayan bu eserler pek çok insanın iman etmesine, pek çoğunun da imanında derinleşmesine vesile olmaktadır. Kitapları okuyan, inceleyen her kişi, bu derin farklılığın ve faydanın, eserlerdeki hikmetli, akılcı, kolay anlaşılır ve samimi üslubun farkına varmaktadır. Bu eserler süratli etki, kesin netice, itiraz edilemezlik, çürütülemezlik özellikleri taşımaktadır. Eserlerin her birinde hiç kimsenin reddedemeyeceği, samimi, açık, ispatlı bir anlatım vardır. Kuşkusuz bu özellikler, Allah’ın nasip ettiği bir hikmet ve anlatım çarpıcılığından kaynaklanmaktadır.

Adnan Oktar’ın Yeniden Baskıyla Karşılaşması

Tüm bu fedakarane çalışmalar bazı çevreleri oldukça rahatsız etti ve “endişelendirdi”. Materyalist ve mason çevrelerin provokasyonlarıyla, bu faaliyetlere karşı bir iftira kampanyası başlatıldı. Amaç, evrim teorisini çürüten her bilimsel çalışmayı kendilerince önlemekti. Fikren Adnan Oktar’ın çalışmalarına karşılık veremeyenler, iftiralar ve ithamlarla bu çalışmaları etkisiz hale getirmeyi hedeflediler.

1999 yılının Kasım ayında, Adnan Oktar yeni bir baskıyla karşı karşıya kaldı. Bu, tam olarak üç ciltlik büyük kitabı “Global Masonluk“un yayınlanmak üzere olduğuyla ilgili haberlerin yayıldığı zamana denk geliyordu. Adnan Oktar’ın fikri mücadelesine başladığı ilk günlerden itibaren, çeşitli iftiralar, komplolar, yalan haberler ve suçlamalarla kendisini yıldırmaya, din ahlakını yaymaktan alıkoymaya çalışan birtakım karanlık odaklar yine devreye girdi.

Bu odakların provokasyonları ve yanlış bilgilendirmeleri neticesinde, 12 Kasım 1999’da, Bilim Araştırma Vakfı mensuplarının evlerine ve iş yerlerine bir polis baskını düzenlendi. Operasyonda hiçbir suç unsuruna rastlanmadı, hiçbir gayri ahlaki durumla karşılaşılmadı. Buna rağmen tümü birbiriyle çelişen akıl almaz yalanlar ve iftiralar her gün basında yer aldı. Bu operasyon neticesinde hiçbir hukuki delil öne sürülmeksizin, Adnan Oktar 9 ay cezaevinde tutuldu.

Tüm bu yaşananlar sırasında, Sayın Adnan Oktar, tevekkülü ve teslimiyetiyle çevresindekilere her zaman örnek oldu. Tarih boyunca yaşamış tüm müminlerin benzer olaylarla imtihan edildiğini, yaşanan her olayın Allah Katında belirlenmiş bir kader olduğunu ve hepsinin pek çok hayır ve hikmetle yaratıldığını etrafındakilere hatırlattı. Başlarına ne gelirse gelsin müminlerin her zaman itidalli, neşeli, azimli ve teslimiyetli olmaları gerektiğini söyledi.

Kendisine çeşitli komplolar kuran, akıl ve mantık dışı iftiralarla karalamaya çalışanlara karşıysa her zaman affedici ve merhamet edici oldu. Yüce Allah’ın “… Sen, en güzel olan bir tarzda (kötülüğü) uzaklaştır…” (Fussilet Suresi, 34) ayetiyle bildirdiği ahlaka uyan Adnan Oktar, 12 Kasım 1999 tarihinde yaşanan olaylarla gündeme gelen suçlamaların hepsinden, mahkeme aşamasında elde edilen delillerle aklanmıştır. Bugün halen kitap çalışmalarına devam etmekte ve insanları güzel ahlakı yaşamaya çağırmaktadır.

Mustafa Sungur Ağabey

Nur talebesi muhterem ağabeylerden olan ve Bediüzzaman Said Nursi’nin “mutlak vekilim” diyerek Risale-i Nur’ları emanet ettiği büyük dava adamıMustafa Sungur Ağabey, 30 Ocak 2007 günü İstanbul’da bir sohbetinde, İslam ahlakının Rusya dahil birçok ülkede hızla yayıldığını vurgulayarak, iman hizmetinde Adnan Oktar’ın eserlerinin büyük etkisi olduğunu ifade etmiş ve bu eserlerle ilgili şu övücü yorumu yapmıştır:

“Daha önce biz biraz geri duruyorduk, risalelerden başka kitaplarla ilgilenmiyorduk. Fakat neşriyat (yayınlar) aleminde Harun Yahya (Adnan Oktar)’nın eserlerinin elmas hükmünde olduğunu gördük maşaAllah.

Hüseyin Üzmez

A- Vakit Gazetesi, 25.01.2006

Adnan Hoca ve Talebeleriyle Nasıl Tanıştım?

Şuna kesinlikle inanırım ki, medyanın (inançlılar arasından) kötüledikleri mutlaka iyi insanlardır. Bu ölçüm beni hiç yanıltmadı ve bana çok dostlar kazandırdı.Adnan Oktar Hoca ve arkadaşları da işte onlardandır. 

Hani şöyle bir söz vardır: “Bana arkadaşını söyle, sana kim olduğunu söyleyeyim” derler. Bu sözün şu biçimi bence daha doğrudur: “Bana kim ve neye düşman olduğunu söyle, sana kim olduğunu söyleyeyim!”

İşte bu düşünceler içerisinde Adnan Hoca ve arkadaşları lehinde, ezbere iki yazı yazdım. Birinci yazım çıkar-çıkmaz Akdeniz bölgemizin fahri maneviyat komutanı, bizim Nasuh Boztepe aradı. Dua ve teşekkürler ederek bana Adnan Oktar Hoca’nın ta öğrencilik yıllarındaki halini anlattı.

“… Adnan Hoca ta gençliğinden beri, imanlı, mutekid ve Hak yolunda mücadeleci bir gençtir. (Medyayı kastederek) Sen bu yaygaracıların yazdıklarına bakma, Adnan Hoca ve arkadaşları doğru yolda olmasalardı, çağdaş geçinen bu züppeler onlara saldırırlar mıydı? Tam tersine, onları baş tacı etmezler miydi? Allah sana daima en doğru olanı yazdırıyor. Bu, seni dostlarının safından ayırmayacağımın işaretidir” diyor ve hiç layık olmadığım halde bana iltifatlar yağdırıyordu.

B- Vakit Gazetesi, 23.05.2007

Müstesna Bir Efendi Adam

Sonradan Adnan Oktar Hoca Efendi ve talebeleriyle çok karşılaştık, çok görüştük.Onlarda Vatan, Millet, Din ve Devlet sevgisinden başka bir şey görmedik.

Hemen hepsi namaz kılıyorlardı. “Bacılarımız” dedikleri, kimi sanatçı, kimi aktris, kimi manken, kimi ilmi kariyere mensup kız kardeşlerimizin hepsi de namaz kılıyorlardı.

Özellikle gençlerde en küçük bir itikadi hataya rastlamadım. Kendilerinde ihlas, samimiyet, vefa, sadakat, fedakarlık ve insanlıktan başka bir şey görmedim. Hepsi de sonuna kadar samimi Atatürkçülerdi.

C- Vakit Gazetesi, 25.02.2003

… Adnan Hoca’dan bahsediyormuş. O dünyada eşi az bulunan, emsalsiz, kibar, efendi, inançlı, ihlaslı, bilgili ve hakikat dışı safsata bilgileri silip atmakta kararlı Adnan Oktar Hoca’dan…

Sayın Oktar “şeyhlik iddiası”nda bulunmak şöyle dursun… Kendisine “Hoca” denildiği zaman bile yüzü kızaran son derece edep sahibi bir mümindir.

… İnanıyorum ki, ilerinin tarihçileri Sayın Adnan Oktar’ı “Evrim teorisini İflas Ettiren Bilgin” diye yazacaklar.

Dr. Ebubekir Sifil

Milli Gazete, 30.07.2005

Muhterem Harun Yahya (Adnan Oktar hoca)’nın inisiyatifinde yürütülen çalışmalar gittikçe geniş bir yelpazeye dağılarak genişliyor.

… Gerek basılı yayınlardaki görsellikle, gerekse CD’lerin görsel imkânlarıyla desteklenen anlatım tekniği bu yayınlara gerçekten ayrı bir karakter veriyor. Öte yandan basılı ve görsel yayınlarının belli başlı dünya dillerine çevrilmesi ve faaliyetlerinin internet siteleriyle yaygınlaştırılması, dile getirdikleri doğruların bütün dünyaya iletilmesi anlamına geldiğinden, gerçekten gıpta edilecek bir başarıyı işaret ediyor. Bir süre önce internette Pakistan’dan “klasik” tabir edilen bir eğitim kurumunun sitesinin “linkler” bölümünde mezkûr (sözü edilen) sitelerden birinin adına rastladığımda önce şaşırdığımı, sonra “helal olsun” dediğimi hatırlıyorum…

Zeki Ceyhan

A – Milli Gazete 04.09.2003

İyi ki Harun Yahya var!

Harun Yahya harıl harıl eserler vermeye devam ediyor. Bu eserlerinden biri “İslam Birliğine Çağrı” ismini taşıyor.

İçinde yaşadığımız olumsuz şartlarda Harun Yahya’nın bu gayretli çalışmaları bize adeta ilaç gibi geldi ve bir solukta bu önemli eserin büyük bir bölümünü okuduk.

… Harun Yahya ile ilgili bir üçüncü eser ise Harun Yahya’nın eserleri hakkında“Dünyadan Yankılar”…

Bu çalışmaya baktığımız zaman kimileri farkında olmasa da dünyada bir Harun Yahya fırtınası estiğini görüyoruz. 

Bazen bir sporcu ile adımızı duyurmaya çalıştığımız dünyada büyük bir Harun Yahya hayranlığının yaşanması doğrusu bizi çok mutlu etti.

B- Milli Gazete, 31.01.2004

Harun Yahya Uyarıyor

Harun Yahya hiç boş durmuyor, tabir caizse gece gündüz çalışıyor. Ve insanımızı uyarıyor.

Hiç şüphesiz Harun Yahya’yı bizden iyi tanıyorsunuz. Eserlerinin çoğunu da muhakkak okumuşsunuzdur.

Bizim yapmak isteğimiz size Harun Yahya methiyesi yapmak değil. Zaten O’nun böyle bir methe ihtiyacı yok. 

Bu gayretli çalışmalarından dolayı Harun Yahya’ya hem teşekkür ediyor hem de başarılarının devamı için duacı oluyoruz.

Çoğu insanın ufacık dünya çıkarları için değişim türküleri söylemeye başladığı bir ortamda Harun Yahya’nın tavizsiz dimdik duruşu bize umut veriyor. 

Geleceğe bakışımızı değiştiriyor.

Suat Gün

Önce Vatan Gazetesi, 20.06.2005 

Bilim Araştırma Vakfı’nın Gelecek Bin Yıla Hitap Eden Çalışmaları

Sn. Adnan Oktar Bey’in 25 yıllık çalışmalarını ifade eden reklam ve tanıtım çalışmalarını bazı gazetelerde gördüm. Yaptıkları bazı CD’leri televizyonlardan izledim. Bazı kitapları ve çalışmaları yakinen inceledim. Gerçekten her türlü övgünün üstünde muazzam bir çalışma yapıldığını gördüm. Bu çalışmaların milletimizin ruhunda gerekli titreşimleri yaparak milletimizi uykudan uyandıracağı, yeniden insanlığa liderlik edecek yeni bir rol almak üzere ayağa kaldıracağı kesindir. 

Ayşe Su Ar

Akit Gazetesi, 16.06.2001

… Sayın Harun Yahya’nın tüm kitaplarının internet sitelerinden ücretsiz olarak okunma olanağının sunulması, Bilim Araştırma Vakfı üyelerinin bu konudakihassasiyetlerini, samimiyetlerini ve kararlılığını bir kez daha kanıtlarken, aynı zamanda sadece Allah rızası ile çıktıkları bu yolda insanoğlunun aradığı barış ve huzuru yok eden engelleri ortadan kaldırmak için canları ve malları ile mücadele ettiklerini göstermektedir.

Bülent Alan

Milli Gazete, 05.10.2003

Harun Yahya ve Eserleri

Birkaç kitap ve cd ile bu hizmeti başlattıklarında doğrusu ben bile bu kadar kapsamlı bir hizmete dönüşeceğine ihtimal vermiyordum.

Belgeseller, tarihi olayların iç yüzü ve hepsinden önemlisi Masonların dünya hakimiyetini kurma gayretlerinin bütün ayrıntılarını kamuoyu onların eserlerinden keşfetti.

… Adnan Hoca’yı tanımıyorum kendisiyle hiç görüşmedim de ama ortaya koydukları eserler her türlü takdiri hak eden kalite ve anlayıştadır. Bu şuur ve bilinç yarınki Türkiye’nin kurulmasında önemli bir mihenk taşıdır. Kendilerini tebrik ediyorum. Allah hizmetlerini daim kılsın.Yaptıkları her çalışma bir yerlerde yankı bulmakta, birçok gerçeği aydınlatmaktadır. 

Afet Ilgaz

Milli Gazete, 13.06.2003

… Harun Yahya’nın bütün kitaplarını evinizde bulundurmalı ve okumalısınız. Hayatı, çeşitli yönleriyle tanıtan ve sıkmayan bilimsel bir ciddiyeti olan bu kitapları seveceksiniz.

Metin Hasırcı

Vakit Gazetesi, 27.10.2004

İftar Bereketinde Dostluklar

Harun Yahya ve zerafet timsali değerli arkadaşlarının davet buyurdukları iftarda… Harun Yahya Hoca’nın nezaket itikat dolu misalleri gönlümüzde makes buldu.

Hüseyin Öztürk

Vakit Gazetesi, 10.08.2003

A- Harun Yahya’dan Sevenlerine Selam

Harun Yahya, çilenin her rengini, her derdini yaşamış bir insan. Çileyi böylesine bertaraf edip, onu yaşanabilir hale getirmek ve hayattan zevk alabilmek ise hiç kolay değil.

Harun Yahya bu işi nasıl beceriyor kendisine imreniyorum. Onun çektiklerini, hakkında yazılan çizilenleri, konuşulanları, iftiraları normal bir insanın kaldırması mümkün değil.

Bırakın kaldırmasını, dayanmasını, hayatta kalması mümkün değil. Başkası olsa, hem kendisine hem dünyaya, hem insanlara küser ve bitkisel hayata girer.

Önceki gün Harun Yahya’yı ziyaret ettim, birlikte çay içtik. Sohbetimiz boyunca kendisinde gördüğüm cevvallik, geleceğe umutla bakması, çalışmayı nefes alıp vermekle yarıştırmak istemesi ve asla hiçbir konuda umudunu yitirmemesi bende derin izler bıraktı.

… Harun Yahya ve çalışma arkadaşlarının hizmet anlayışında asla hiçbir şikayete yer yok. Hayata devam ettikleri gemilerini hep; “barış, sevgi, hoşgörü ve iyilik limanlarına” bağlamışlar. “Yaratılanı hoşgör, Yaratandan ötürü” felsefesi, sokaktaki hayat için doktrinleri olmuş.

B- Vakit Gazetesi, 28.07.2004

Geçtiğimiz günlerde bir dost meclisinde Harun Yahya ile birlikte olduk, yine her zamanki gibi dinamikliği ve ruhunun gençliği üzerindeydi.

Günlük meseleler üzerinde sohbet ettik. İslam ülkelerinin mevcut durumlarından konuştuk, siyaset, sosyal hayat, kültür ve medeniyet üzerine fikir alışverişinde bulunduk.

Harun Yahya’nın en büyük özelliği, dinlemesini çok sevmesi, kim ne konuşursa konuşsun, herkesi sonuna kadar dinliyor söyleyeceği bir söz varsa, kısa ve öz düşüncesini ifade ediyor, yoksa “Allah razı olsun” deyip geçiyor. 

Abdurrahim Karakoç

A- Vakit Gazetesi, 17.02.2004

İtham yok, iftira yok, afaki laf ebeliği yok. Ayetler, hadisler ile söylüyor Harun Yahya söyleyeceklerini. 

Said Nursi Hazretleri, zihinlerdeki şüphe ve tereddütleri izale ederek (yok ederek), insanların hakiki imana dönüşleri için bir ömür feda etmişti. Çok insanı hatadan hakikate çevirmeyi başarmıştı. Bıraktığı eserler hizmete devam etmektedir. Allah (cc) ondan razı olsun.

Harun Yahya ve genç muhibleri ise insanlık alemini siyonizmin inkarcı bataklığına sürükleyen sözde ilim adamlarına alternatif tezler sunarak halkımızı aydınlatmaya çalışıyorlar. 

B- Vakit Gazetesi, 08.03.2007

Allah (cc), Adnan Oktar (Harun Yahya) ve arkadaşlarından razı olsun..

Mücadeleleri Allah indinde kabul görecektir.. Eserlerinin 57 dile çevrildiğini söylersem, yaptıkları hizmet çok daha iyi anlaşılır..

Nusret Çiçek

Vakit Gazetesi

Bir harf öğretene köle olurken bin harf öğretene düşman mı olalım?

… Bu hizmet yarışına katılanlardan hangisini saysak ki?…

Adnan Hoca da bunlardan bir tanesi…

Yapmış olduğu ilmi çalışmalar tek kelime ile şaheser ama, kimileri bu ışık kümelerinden rahatsız olunca, geçmişte başına gelmeyenler kalmadı. Uyuşturucu kullanmak suçlamasından tutun da akıl hastalığına kadar bir dizi iftira, baskı, tehditler…

Sanatkarın aynası eserleridir…

Adnan, her şeyi ile bir hizmet adamı. Atasının maymun olduğunu söyleyen ateist bir bayana “Yaratılış Atlasını” verdiğimde önce kızdı, okuduğunda Darwinizm’i yeniden düşüneceğini söyleyince anladım ki bu tip ilmi çalışmaların manevi meyvesi Adnan Hoca gibilerin hesabına yazılıyor…

Sesi soluğu şan ve şöhret namına çıkmayan daha nice halk ve Hak aşıkları…

Başta Bediüzzaman olmak üzere onların tezgahlarında insanlık dokunmasaydı, şimdilerde bu ülkede kim bilir hangi atmosfer kuşağında kaybolup gidecektik. Ne var ki, İslam öğretisi bir harf öğretenin kölesi olmayı teşvik ederken, zamanımızda bin harf öğretenlere deli gömleği giydirilerek sürülüyor, dövülüyor, sövülüyor… İşte burası üzücü ve hem de düşündürücü.

Nahit Menteşe

Eski Bakan ve Milletvekili

Bilim Araştırma Vakfı ve Milli Değerleri Koruma Vakfı’nın ülke meseleleri ile ilgili birçok konferansına katıldım, bazılarında konuşma da yaptım. Bunlardan biri, Lefkoşa’ya ülkemizden uçak kaldırarak, ileri gelen aydınlarımızı, siyaset adamlarımızı, yazar, gazeteci, asker ve sivil toplum kuruluşu liderlerini Kıbrıs milli davasına destek vermek amacıyla bu vakıflarımızın götürdüğü konferanstır. KKTC’nin sayın 1. Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş Beyefendinin de yaklaşık bir saatlik bir konuşma yaparak bizi kardeşçe kucakladığı bu konferansta ben de bir konuşma yapmış ve bu Kıbrıs konferanslarının Ankara ayağına da izleyici olarak katılmıştım.

Adı geçen vakıflarımız memleketimizin birer değeridir. Ülkemizin özellikle dış politika konularını ele alarak devletimizin yüksek menfaatleri doğrultusunda bunları işleyen bu vakıflarımızın, yetişen nesillerimize de birer örnek olduğunu düşünüyorum. Dinamik, fedakar, gönüllü gençlerden oluşan bu vakıfların çalışmaları devletimizin, ülkemizin ve insanımızın değerini yükselten, milli çıkarlarımızı gözeten çok olumlu gayretlerdir. Bir sivil toplum kuruluşu olarak devletimizin yürüttüğü politikalara destek veren, açılım yapan, aydınlatıcı ve yön verici çalışmalardır. Bu oluşumu kuran ve yürütenlerin çalışmaları takdire şayan hizmetlerdir.

Prof. Dr. Salih Tuğ

Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim E. Üyesi

… Harun Yahya imzasıyla telif edildiği görülen yazılı yayınların İslami kültür ve genelde çeşitli dini veya bilimsel konular hakkında bilgi edinmek isteyen her yaştaki insanlara faydalar sağlayacağı açıktır.

Prof. Dr. Cemal Anadol

Azerbaycan’da üç üniversitede asli profesörüm akademisyenim… Sizi geçen gün bir televizyon programında takip ettim. Size karşı bir takım insanların bütün kötü düşüncelerini mükemmel şekilde sildiniz attınız, sizi tebrik ederim. Yalnızca Türk insanı için değil, aynı zamanda tüm insanlık için gurur verici bir kişisiniz.

Dr. Nazire Abbaslı

… Bu gün yalnızca Azerbaycan’da değil tüm Rusya’da ve Türk Cumhuriyetlerinin hepsinde Adnan Oktar’ı biliyorlar. O’nu bir bilim adam olarak tanıyorlar. Bu da tabi gurur verici bir şeydir.

Ahmet Yüter

Gazeteci-Yazar, Sur Dergisi

İşte farklı bir hizmet anlayışıyla yola çıkan muhterem HARUN YAHYA beyefendi ve arkadaşlarının hizmet açılımlarında bilebildiğim, görebildiğim kadarıyla ben böylesine bir ışıklı, iştiyaklı gayret fedakarlıkları sarahatle müşahede edebilmekteyim.

… Bu güzel insan ve arkadaşları Asr-ı Saadet ikliminin günümüzdeki “ENTELEKTÜEL VECHESİ…”

İnsanı ve inancını yaşatma adına zahmete talip olup, rahmete sahip olabilene ne mutlu!

Rahim Er

Gazeteci-Yazar, Türkiye Gazetesi

Hem Adnan Oktar Bey’i ve hem de onun etrafında toplanmış gönüldaşlarını tebrik ediyoruz. Adnan Bey, yıllarca çile çekti, hapislere düştü vazgeçmedi, korkmadı, caymadı, yılmadı. Gönüldaşları ise her türlü iftiraya rağmen Fahri Başkanları’na karşı sevgi ve bağlılıklarında sağlam durdular. Birlik ve beraberliklerini devam ettirdiler.

Sami Özey

Gazeteci-Yazar, Vakit Gazetesi

ADNAN OKTAR… HEM DİNDAR, HEM CENTİLMEN…

Harun Yahya müstear ismiyle yazan Adnan 0ktar hocayı tanımayanınız var mıdır bilmiyorum, ama ben yakinen tanırım hocayı. Eserlerini takip ederim ve de onlardan bilgilenirim. İnsanlarla olan diyaloğunda, sevecendir, samimidir Adnan 0ktar. Vakurdur ve ceddi 0smanlı gibi dik duruşludur.

… Yazdığı eserlerle kimbilir kimlerin imanla şereflenmesine vesile oluyor, kimlerin doğruyu görmesine sebep oluyor Adnan 0ktar! Eserleri, Türkiye’de olduğu gibi dünyanın dört bir yanındaki ülkelerde de büyük ilgi görmekte.

Değerli dostlarım; özünde Allah (cc)’ın rızasını kazanmak olan bu gayretin sonunda ise milyonlarca insan hidayeti buluyor.. … Allahsızlığı, kitapsızlığı, yaşam biçimi yapmış bazı kişiler, iftira üstüne iftira attılar, başta Adnan 0ktar’a ve bu gençlere.

… Allah (cc) yollarını açık etsin. Allah (cc) onlarla beraber olsun…

Aşağıda Sayın Adnan Oktar’ın Türk ve yabancı basın mensupları ile yapmış olduğu çeşitli röportaj ve basın toplantılarından bazı alıntılar bulunmaktadır. Adnan Oktar’ın hayatı, mücadelesi, fikirleri ve güncel olayları nasıl değerlendirdiği ile ilgili daha kapsamlı bilgi edinmek isteyenler, kendisinin çok çeşitli konulardaki geniş açıklamalarının yer aldığı röportaj ve basın toplantılarını ister görüntülü ister yazılı olarak www.harunyahya.org sitesinde bulabilirler.

Biz burada bu geniş anlatımların yalnızca çok kısa bir bölümüne yer verebileceğiz. İşte Sayın Adnan Oktar’ın kendi dilinden, yakın zamanda gerçekleştirilen bu toplantılarda hayatı ve mücadelesi ile ilgili verdiği çeşitli bilgiler ve dikkat çektiği bazı önemli hususlar:

“Yaşadıklarım Kaderde Olan, Hayırla Yaratılmış Şeylerdir”

Muhabir: Şu anda bulunduğunuz aşamaya nasıl geldiniz? Başlangıçtan itibaren geçen süreci bize anlatabilir misiniz?

Adnan Oktar: Ortaokul ve liseyi Ankara’da okudum. 1979’da Fındıklı Güzel Sanatlar Akademisi’nin (Mimar Sinan Üniversitesi) İç Mimari bölümünü üçüncü olarak kazandım. Dindar olduğum biliniyordu. O zaman bu okul tamamen Marksistlerin ve Marksist örgütlerin kontrolündeydi. Oradaki solcu arkadaşların:“Senin hayatın tehlikede, bu okula gelme, sen dindarsın şu olur, bu olur” şeklinde çeşitli ifadeleri olmuştu. Fakat ben onu önemli görmedim çünkü kaderde Allah ne yarattıysa o olur. Kaderin dışında bir şey olmayacağını bildiğim için rahat rahat gittim okula. (Basın Toplantısı, 8 Haziran 2007)

Adnan Oktar: … “Türk kavmindenim, İslam milletindenim” dediğim için 9 ay hapis yattım, beraat ettim çıktım. Sonra evimde kütüphanemin içine kokain koydular. Gözaltındayken yiyeceğimin içine kokain koydular. Kebap ısmarlamışlardı, ben de büyük bir sevinçle yemiştim, ne kadar dost, iyi insanlar diye. Kebabın içinde kokain varmış yedim, kanımda da çıktı. Ama hakim şüphelendi olaydan. İfademi samimi buldu, olayı araştırdı, araştırdığında bunun bir komplo, oyun olduğu, emniyette yiyeceğimin içeceğimin içine karıştırılarak verildiği tespit edildi ve beraat ettim. Şimdi de işte çete, işte şu, bu, akla hayale gelmeyecek birçok iddialar ortaya attılar. Yine beraat ettim. Ama beraat etmeme rağmen yeniden mahkemeyi canlandırmak için girişimde bulundular, yine beraat ederiz. Ama sürekli bir baskı var, bu devam ediyor ve eder de benim kanaatim, fakat bunlardan yılmam tabi.

Adnan Oktar: Mesela cezaevindeyken, normalde koğuşa konulduğu halde mahkumlar, ben tek özel bir hücreye konuldum. Çok küçük dar bir hücrede 9 ay kaldım. Normalde 15 gün bile dayanamıyor mahkumlar oraya, ben 9 ay kaldım. Bu çok ilginç. Bu koğuşun bir özelliği de cezaevi içinde cinayet işleyen mahkumları oraya alıyorlardı, bu da ilginç, ama o mahkumlarla aram çok iyiydi. Onlar çok barışçıl, insancıl bir tavır göstermişlerdi, hatta cezaevinin albayı buna hayret ettiğini bana avukatımın yanında söylemişti. Hala da yaşıyor o albay sorabilirsiniz. Bayrampaşa cezaevinin albayı. Akıl hastanesinde bulunduğum koğuşta da birçok insan öldürülmüştü. Yine cinayet işleyen akıl hastalarının konulduğu koğuştu o. Bu da çok ilginçtir. Ben bir yazarım, araştırmacıyım, akıl hastalarının içinde ne işim var hala anlayabilmiş değilim. Niye girdim, niye çıktım onu da anlayabilmiş değilim. Sonra da akıl hastası değildir, sağlamdır, sıhhatlidir diye rapor verdiler arkamdan. Ama kimseden şikayetçi değilim tabi. Bu kaderde olan hayırla yaratılmış şeylerdir. ( Yabancı Medya Kuruluşları ile Basın Toplantısı, 5 Ağustos 2007)

Adnan Oktar: Bugüne kadar benim aleyhimde faaliyet yapan hiç kimseye kırgın değilim. Küskün değilim. Bundan sonra yapacak olanlara karşı da öfkem yok. Ben genellikle affedici bir insanım şefkatliyim dolayısıyla yani bir kısım basın benim onlara karışı öfkelendiğimi ve olumsuz gözle baktığımı düşünüyor olabilirler. Benim öyle bir bakış açım yok onlar kader içinde Allah’ın onlara çizdiği kaderi yaşıyorlar. Kaderlerinin dışında bir şey yapmıyorlar. Onun için ben onların hepsinde hayır görüyorum. Hikmet görüyorum. Dolayısıyla da olumsuz etkilenmiyorum. Bu konuda çok müsterih olabilirler. Kaderin dışında hiçbir şey olmuyor. ( Basın Toplantısı, 8 Haziran 2007)

Adnan Oktar’ın Bir Günü Nasıl Geçiyor?

Adnan Oktar: Ben az uyurum, 3–4 saat kadar. Geceleri kitap okurum, araştırmalarımı gece yaparım. Sabah namazından sonra bazen yatarım 3–4 saat kadar. Günlük gazetelerden en az 10 gazeteye bakarım. Sonra da günlük yapılması gerekenleri yaparım. Kitaplar, CD’ler, internetle ilgili çalışmalar… Onların üzerinde duruyorum. ( Vakit Gazetesi, Adnan Oktar ile Röportaj, 4 Haziran 2007)

Adnan Oktar: … Yarım saat kadar yürüyorum; yürüme bandında yürürüm. Sonra bahçeye inerim. Çeşitli sebzelerim var kendi yetiştirdiğim sebzelerim var, onlarla ilgileniyorum. Onların sulamasıyla, bakımıyla ilgilenirim, ama zevk aldığım için yapıyorum. Kedilerim var çok fazla. 2 ayrı anneden 5 tane bir tanesinde var 4 tane bir tanesinde var, 9 tane. Onlarla ilgileniyorum, onlarla şakalaşıyorum, oynuyorum. Arkadaşlarım, dostlarım geliyor, onlarla sohbet ediyorum. (Yabancı Medya Kuruluşları ile Basın Toplantısı, 5 Ağustos 2007)

Peygamberimiz (Sav) Zengindi, Zenginliğini de Allah Yolunda Kullanıyordu

El Cezire: Hocam sizi gören bir insan sizin yakışıklı kıyafetinizden, sizin çok zengin olduğunuzu anlar. Acaba siz İslam’ı bu şekilde mi sunmak istiyorsunuz? İslam’ın zengin resmini mi göndermek istiyorsunuz insanlara?

Adnan Oktar: Tabi. Hz. Süleyman’ın Kuran’da yaşantısı anlatılır, övülür. Sebe Melikesi onun sarayına geldiğinde iman etmiştir, sarayın ihtişamından etkilenmiştir. Müslümanların tebliğde ihtişamı, gücü, zenginliği kullanmalarının güzelliğine dair bir işarettir bu. Ayrıca Resulullah Sallallahü Aleyhi Vesselemin zamanında Hz. Dihye vardı, son derece yakışıklıydı. İstanbul’a onu elçi olarak göndermişti. Son derece şık ve güzel giyinmişti. Peygamberimiz (sav) de yabancı elçilere çıkacağı vakit son derece şık ve güzel giyinirdi. Bu İslam’ın ruhunda olan bir şey. 

Adnan Oktar: Şahsım adına kayıtlı hiçbir mülk yok, Türkiye’de veyahut yurt dışında. Şahsım adına kaydedilmiş ev, araba, buna benzer hiçbir mülküm yok. Ama çok kazanıyorum. Bu kazandığımı da olduğu gibi İslam için harcıyorum.

Adnan Oktar: Zenginliği kendim kullanmasam pek bir anlamı olmaz o İslam’ın etkili şekilde tanıtımında bir güçtür, bir araçtır tabi ki son derece faydalı.Müslüman her yönden güçlü olacak. Akıl yönünden, kültür yönünden, bilgi yönünden, maddi imkanlar yönünden, her yönden mükemmel ve üstün olması lazım ki tebliğde de bu başarılı olsun, faydalı olsun. Kuran buna işaret ediyor. Resulullah (sav)’ın da elçilerinde bunu görüyoruz. ( Al Jazeera (El Cezire)Televizyonu, Adnan Oktar ile Röportaj, 6 Ağustos 2007)

Adnan Oktar: … Peygamberimiz (sav) zengindi, tarif edildiği gibi fakir değildi. O zenginliğini de Allah yolunda kullanıyordu. Hz. Hatice annemiz de zengindi. Hz. Ebubekir de zengindi. O da Allah yolunda kullandı servetini. Mühim olan Allah yolunda kullanılmasıdır. Müslüman tabii ki temiz giyinecek. … Müslümanları sürekli bakımsız giyinirler, bakımsız evlerde otururlar, dünyadan el etek çekmişlerdir şeklinde göstermeye çalışıyorlar. Oysa Müslümanlar en az masonlar kadar zengin, en az masonlar kadar atak, en az masonlar kadar düzgün giyinen kimseler olmalıdırlar. ( Vakit Gazetesi, Adnan Oktar ile Röportaj, 4 Haziran 2007)

Hz. İsa Yeniden Gelecek ve Hz. Mehdi Zuhur Edecek

El Cezire: Hocam sizin kitaplarınızdan veya verdiğiniz bazı demeçlerden anlaşılıyor ki siz Mehdi’ye inanıyorsunuz. Ne zaman geleceği belli mi acaba tarih olarak?

Adnan Oktar: Said Nursi Hazretleri’nin izahlarına göre ve hadislerin açıklamalarına göre ve çıkan alametlere göre Mehdi’nin çıkmış olması gerekiyor. Mesela Mehdi zamanında Afganistan’ın işgal edileceği var. Oldu. Irak’ın işgal edileceği var, bu da oldu. Kabe’ye baskın yapılacağı var, bu da oldu. Fırat’ın suyunun kesileceği söyleniyor. Baraj da kesildi. Onun çıkacağı yılın Ramazan ayında, ay ve güneş tutulmalarının olacağı on beşer gün arayla söyleniyor, bunlar oldu. Buna yakın yüzün üstünde alamet oluştu. Buradan Mehdi’nin çıkmış olduğuna dair bir kanaat oluştu bende.

Adnan Oktar: Hz. İsa’nın gelişi hem sahih hadislerle, yani reddedilmeyecek şekilde sahih hadislerle ve çok fazla Kuran ayetiyle çok açık sabittir. ‘’O, kıyamet için bir ilimdir’’ diyor Allah ayette, bir alamettir diyor. Diğer ayetlerde de ‘’sana iman etmedik hiçbir fert kalmayacak’’ diyor Allah yine ayette. ‘’Ölümünden önce sana iman etmedik Ehl-i Kitaptan hiç kimse kalmayacak’’ diyor. Onun için bunun reddi mümkün değildir. Hz. İsa’nın gelişi kesin. Hz. Mehdi’nin zuhuru kesindir. Ahir zaman alametlerinin hemen hemen hepsi çıkmıştır. Mehdi’nin zuhurunu bekliyoruz ve Hz. İsa’nın da inişini bekliyoruz.Bunun alametleri, yüzlerce alameti de hepsi çıkmıştır. Reddedilecek gibi değiller. Eğer çıkmasaydı belki tereddüt edenler olabilirdi ama hepsi çıktığı için tereddüte mahal kalmayacak şekle gelmiştir. ( Al Jazeera (El Cezire)Televizyonu, Adnan Oktar ile Röportaj, 6 Ağustos 2007)

Said Nursi Hazretleri’nin Öğrencisiyim

El Cezire: Siz kendinizi Said Nursi Hazretleri’nin öğrencisi olarak mı sayıyorsunuz?

Adnan Oktar: Evet.

El Cezire: Çok mu etkilendiniz kendisinden?

Adnan Oktar: Evet. Yani bu asrın en has, en yiğit, en samimi Müslümanı olarak görüyorum. Yani Hicri 1300 yılının en halis, en seçkin, en yaman, en samimi Müslümanı olarak görüyorum. ( Al Jazeera (El Cezire)Televizyonu, Adnan Oktar ile Röportaj, 6 Ağustos 2007)

Türkiye’de Darwinizm Bitti

Adnan Oktar: … Türkiye’den ümitlerini kessinler. Darwinizm Türkiye’de bitti. Bunu bilim adamları da söylüyorlar. Gerçekten geri dönüşü olmayacak şekilde bitti.

Muhabir: Sizin misyonunuz bitti mi böylece?

Adnan Oktar: Dünya çapında olduğuna göre çalışmamız devam edecekdemektir. ( Yabancı Medya Kuruluşları ile Basın Toplantısı, 25 Mayıs 2007)

Baskılardan Etkilenmeyiz

Muhabir: Fransa’da sizin hukuk açısından yaşadığınız problemlerle ilgili birçok makale yer aldı. Bu konuda bilgi verebilir misiniz?

Adnan Oktar: Psikolojik savaşın bir gereği olarak oluyor bunlar. Fikire fikirle karşılık verememenin bir acizliği. Materyalistlerin acizliklerinden başvurdukları son çözüm bu. Ama bunlardan da etkilenmiyoruz. Etkilenmeyiz. Halkımız bunun farkında zaten. Akıl almaz iftiralarla akıl almaz baskılarla bu fikrimizin durdurulması için gayret ediliyor. Fakat buna rağmen hızla, doğru olan bu fikrimiz yayılıyor. ( Yabancı Medya Kuruluşları ile Basın Toplantısı, 25 Mayıs 2007)

Güzel Günler Yakında

Gazeteci: Siz İslam Dünyası’nda sevilen, fikirlerine rağbet edilen bir fikir adamısınız. Sizce önümüzdeki yıllar İslam Dünyası’na neler getirecek?

Adnan Oktar: Allah (cc)’ın izniyle çok güzel günler bekliyor. Tüm Müslümanların içi rahat olsun. Yaşanan çatışmalar, savaşlar sona erecek. Türk-İslam Alemi hızla kalkınacak ve zenginleşecek. Resulullah (sav)’in hadis-i şeriflerinde müjdelediği Altın Çağ’a çok yaklaştık. Peygamber Efendimiz (sav)’in haber verdiği tüm olaylar bugün bir bir yaşanıyor.

Ancak Türk-İslam Dünyası’nın bugün içinde olduğu bölünmüşlükten bir an evvel kurtulması şarttır. Allah (cc) Kuran-ı Kerim’de Müslümanların birbirlerinin kardeşi olduğunu bildiriyor, saf tutmuş binalar gibi sımsıkı kaynaşmalarını istiyor. Cenab-ı Hakk’ın bu isteğini yerine getirmezsek, Türk-İslam Dünyası olarak asla içinde olduğumuz problemlerden kurtulamayız. Bu nedenle ilk önce yüreğimiz bir olacak. Eğer gerçek anlamda birlik olursak, Allah (cc)’ın izniyle 2 milyarlık bir nüfusun başaramayacağı, üstesinden gelemeyeceği hiçbir konu yoktur. ( Milli Gazete, Adnan Oktar ile Röportaj, 11 Haziran 2007)

Sayın Adnan Oktar’ın Türk ve yabancı basın mensuplarının katılımı ile gerçekleştirdiği basın toplantıları dünya çapında büyük bir yankı buldu.

Adnan Oktar’ın Eserleri Hakkında…

  • Adnan Oktar’ın Harun Yahya müstear ismiyle yazdığı ve dünyanın 57 ayrı diline çevrilmiş 250 kitaplık bir külliyatı vardır.
  • 25 yıllık emeğin vesilesiyle oluşan bu külliyat toplam 45.000 sayfadan oluşmaktadır.
  • Yazarın kitapları bugüne kadar 8 milyon kişi tarafından satın alınmış, bir o kadar kitap da çeşitli gazete ve dergiler tarafından okuyucularına hediye edilmiştir.
  • Eserlerinden faydalanılarak bugüne kadar yaklaşık 200 belgesel film yapılmıştır. Bu belgesel filmler de kitaplar gibi yabancı dillere çevrilmiştir ve halen 20 ülkedeki 100 ayrı TV kanalında gösterilmektedir.
  • 40 ayrı dilde 200’den fazla internet sitesi bulunmakta olup bu siteleri her ay 140 ayrı ülkeden 6 milyona yakın kişi ziyaret etmektedir. Ziyaretçiler tarafından sitelerden ayda ortalama 650 bin belgesel, 400 bin kitap, 100 bin sesli anlatım ücretsiz olarak indirilmektedir.
  • Adnan Oktar’ın 5.000’den fazla makalesi bugüne kadar dünyanın pek çok ülkesinde dergi, gazete veya internet sitelerinde yayınlanmıştır.
  • Türkiye’deki yüzlerce dergi, 150 yerel televizyon ve 250 adet yerel radyo, Sayın Oktar’ın kitaplarından oluşturulmuş film ve ses kayıtlarını yıllardır düzenli bir şekilde yayınlamaktadır.
  • Yazar’ın fikirlerinden ve eserlerinden istifadeyle hazırlanan 3 tane periyodik dergi mevcuttur.
  • İlmi Mercek, İlmi Araştırma ve Türk-İslam Birliği isimli bu dergiler, kimi zaman abonesiz olarak aylık yüz bin tiraja kadar ulaşmış, halkımızın teveccühüne mahzar olmuştur. Bu dergiler bugüne kadar toplam 6 milyonluk tiraja ulaşmıştır.
  • Şu ana kadar dergilerin yanında hediye olarak verilen kitap ve filmlerden toplam 2,5 milyon adet materyal halkımıza ulaşmıştır.
  • Darwinizm ve yaratılış ile ilgili kitapları, tüm dünyada akademisyenler tarafından kaynak eser olarak kullanılmaktadır.
  • Bu eserlerin vesile olmasıyla materyalist ve ateist ideolojilerin geçersizliği ve batıllığı dünyada yaygın olarak anlaşılmış ve insanların İslam ahlakına yönelmesinde çok büyük pay oluşturmuştur. Dünyanın her yerinden gelen binlerce mektup ve mesajların bu yönde ikrarları bulunmaktadır.

Fahri Başkanlığını Yürüttüğü Vakıflar Hakkında…

  • Yazar Adnan Oktar, şu anda fahri başkanı olduğu Bilim Araştırma Vakfı ve Milli Değerleri Koruma Vakfı ile birlikte, bugüne kadar, evrim teorisinin bilimsel geçersizliğinin ve Allah’ın varlığının delillerinin anlatıldığı 2500 üzerinde ulusal ve uluslararası konferans gerçekleştirtmiştir.
  • Ayrıca bu vakıflar, Türkiye’nin milli meselelerinin yanı sıra Türk-İslam Dünyası’nın ve Müslümanların acil sorun ve ihtiyaçlarına yönelik kültürel çalışmalar da yapmaktadırlar.
  • Kıbrıs meselesi, Musul-Kerkük ve Türkmenler sorunu, Balkanlar, Ortadoğu, Türk-İslam dünyasının geleceği, terörün çözümü, birlik-beraberlik gibi önemli konularda onlarca ulusal ve uluslararası konferans düzenlenmiştir.
  • Bu konferanslara cumhurbaşkanı, bakanlar, milletvekilleri, emekli generaller, akademisyenler, büyükelçiler ve temsilcileri, sivil toplum kuruluşu başkanları, siyasi parti başkan ve temsilcileri, gazeteci-yazarlar, kanaat önderleri, yabancı devlet adamları, din adamları bizzat katılmışlardır. Ayrıca devletimizin ve yabancı ülkelerin başbakan, bakan ve ilgili kurumlarından çeşitli tebrik ve başarı temennileri gelmiştir.

1956 yılında Ankara’da doğan Adnan Oktar, hayatını tamamen Yüce Allah’ın varlığını ve birliğini insanlara anlatmaya ve Kuran ahlakını yaymaya adamıştır. Üniversite yıllarından başlayarak, hayatının her döneminde, bu kutlu amaca hizmet vermiş ve hiçbir zaman zorluklar karşısında yılmamıştır. Bugün, hala büyük bir sabır ve kararlılık göstererek tüm baskılara rağmen fikri mücadelesini devam ettirmektedir.

Yürüttüğü fikri mücadele nedeniyle Sayın Oktar aleyhinde birçok karalama kampanyası düzenlenmiştir. Şahsına yöneltilen pek çok iftira ve asılsız ithamlar sonucunda, birçok kez gözaltına alınmış, gözaltında aylarca tutulmuş, fakat sonunda her zaman suçsuz bulunmuştur. Bu resimde Adnan Oktar gözaltına alınırken görülüyor.

Sayın Adnan Oktar’ın fahri başkanlığını yürüttüğü Bilim Araştırma Vakfı bugüne kadar birçok önemli toplantıya ev sahipliği yapmıştır.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s